Burce's profileborcanPhotosBlogNetwork Tools Help
May 19

Hoşman

Sevgili hayat koçumuz Alimizin annesi Ayşin'den öğrendiğimiz üzere süt sağma pompası çalışırken hoşman hoşman hoşman diye ses çıkarıyor. Hoşman aşağı hoşman yukarı süt sağmanın adı hoşman kaldı. Öyleki benim çevremdeki bir sürü arkadaşım bilir .... Yavaş yavaş literatüre geçecek diye umuyorum hatta, rica etsem ekşisözlük yazarı arkadaşlarımdan bir tanesi sözlüğe geçse diye düşünüyorum...
Hoşman ile ilgili 2 anektodumu anlatacağım:
1. Annem rahatsızdı, MRI çekilmesi için götürdüm. O MRI çekilirken bende boş bir oda bulup hemen hoşman yapayım bari dedim. Odayı içeriden kilitledim ama kamara tarzı kapıda yuvarlak cam var. Ben arkam cama dönük hoşman yaptıktan sonra tam malzemeleri topluyordum ki annem kapıyı tıklattı. Neyse açtım annem dedi adam napıyor kızınız diye sormuş annem de hoşman diyince adam kaçıvermiş. Neyse yarım saat falan annemin raporunu bekledik. Aldık çıktık arabaya bindik bi 10 dakika sonra bana dank etti.
-Anne sen ne dedin adama?
-hoşman yapıyor dedim.
-Yani ne dedin?
-E hoşman dedim.
-e anne hoşman ne demek?
- e hoşman işte!
- e anne adam nerden bilsin hoşmanı?
- e o hoşman demek o değil mi?
demezmi!!! Annem onu gerçekten kelime sanıyormuş. Boyle hoşman ı nasıl oluyorsa bir inek ile bağlantılı olarak sağma operasyonu gibi bişiler düşünmüş...
Tabii annemin böyle bişi yaptığına mı gülelim, adam ne diyor bu kadın manyak mı bunlar, diye düşünmesine mi bilemedik...
 
Başka bir hikaye de benim neredeyse kolleksiyon yapıyor şekilde hoşman makinesi sahibi olmamdan kaynaklanan ilginç bir sonuç.
Amerikalı bir arkadaşım var Kate. 2 aylık oğlu var. Fazla pompalarımdan bir tanesini ona verdim. Geçen aramızda şöyle ilginç bir konuşma geçti.
- deli olduğumu düşüneceksen lütfen söyle ama bazen pompanın sana bir şeyler söylediğini sen de duyuyormusun?
- aa bacım ayıp ettin, hoşman diyor elbette, hatta eğer kibar bir pompa ise hoşmen de diyebilir dedim...
Hoşman terminolojisine bir kişi daha ekledik yani...
Sizde yayın çevrenize onlarda dinlesinler duyacaklar.
HOŞMAN HOŞMAN HOŞMAN  
April 01

Barda & Babam ve Oğlum

2 film izledik bu gece.. 2 yerli 2 yabancı arasından Trükleri seyrettik. Malum TÜrk sineması full force aldı başını gidiyor...
İlki Barda... Aman Tanrım. Fight club yapalım demişler olmamış, basalım küfürü basalım küfürü seyretsinler demişler heralde.. Başı böyle ilginç başlıyor. Gençlik barda takılıyor sonrası Aliye deki uyuz doktor vardı ya işte o çocuk bir manyak bir manyak kim varsa öldürüyor kesiyor jiletliyor öldürene kadar dövüyor... Gıcık bir film seyretmeyin..
Diğerine zaten söylenecek söz yok.. Kısmet bugüneymiş. Miami'deyken hep Aysinle bir gün oturalım seyredelşim diyorduk kısmet olmadı. Ama o hormonlarla da kaldırılacak film değilmiş... Hani herkes ağlayarak seyretmiş ya.. Ben nasıl hazırım ağlamaya filmde daha müzik çalıyor ben hüngürt şarkırt. Ara ara ağlanıla.... Fık fık burunlu bir aile olarak seyrettik filmi..  Kesinlikle ebeveyn olunca daha farklı her şey.. Seyredile..
March 30

Hükümsüzdür

Gözünden akan yaşın tek damlasına kurban olurum diye düşünen kocamı kaybettim.
Hükümsüzdür.
March 24

Ayşe Arman'dan....

Hayatımda gördüğüm en müthiş vedalaşmaydı


Mezarlığın güzeli olur mu demeyin. Oluyor.

Bu da onlardan biri.

Güzel mezarlık.

İnsanın içine kasvet çökmüyor, tam tersine huzur hissediyorsun.

Çünkü göz alabildiğine yeşil, apartmanların ya da caddelerin arasında sıkışmış bir yer değil, espas var, ferahlık var, ölüler sanki daha geniş geniş yatıyor.

Palmiyeli bir yoldan ulaşılıyor.

Adana’nın biraz dışında.

Şimdi "biraz."

Ben küçükken, "Oralarda çocuk kesiyorlar" denirdi, o kadar uzaktı.

Ama Adana büyüdü, mezarlığın bulunduğu Kabasakal semtini de, içine aldı.

*

Rıfat Amca da, sağlığında, kendi mezarını, ev alır gibi heyecanla alıyor.

Karısı Ayten Teyze de, "Çok iyi yaptın Rıfat. Rahat uyuruz burada. Baksana, püfür püfür esiyor" diyor.

Rıfat Amca hızını alamıyor, bütün aileyi satın aldığı mezarın başına toplayıp gösteriyor.

Hatta, önünde hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Yüzünde muzip bir ifadeyle, bir şekilde hayatla, ölümle ve kendisiyle dalgasını geçiyor.

*

Bunlar hiper-realistler.

Çok seviyorum bu tür insanları.

"Dağlara taşlara, ulu ulu ağaçlara..." denilen konular vardır ya, konuşmak istemeyiz, hatta adını bile anmak istemeyiz, yeri değildir, zamanı değildir, "Şimdi manası var mıdır, ölümden bahsetmenin, mezarlıklardan filan söz etmenin..."

Hiper-realistlere vız gelir tırıs gider bunlar, bodoslama bu konulara dalarlar.

Çünkü onlara göre, "E ne var bunda?" türünden laflardır.

"Beni hiç ilgilendirmiyor ben öldükten sonra ne olduğu" türündeki anlayışın da, karşısında dururlar.

Dünyanın en tabii şeyi gibi gidip satın alırlar mezarlarını; yetmez, yerlerinin güzelliğiyle övünürler, amaç duruma hakim olmak ve ölümden sonra aile efradının hayatını kolaylaştırmaktır.

Bu, onların içini rahatlatır.

Benim dedem de öyleydi, Allah rahmet eylesin, bir ölmesi kalmıştı, son yolculuğa çıkmadan her şeyini planlamıştı.

Rıfat Apa da öyle yapmış.

*

Benim en yakın arkadaşımın babası.

Aynı zamanda ablamın kayınpederi.

Ben Nálán’ı kolluyorum.

Kolunu tutuyorum, çaktırmadan arkasında duruyorum, peşinden ayrılmıyorum.

Yalnız değilim, Nálán’ın İstanbul’dan hatta Antalya’dan arkadaşları da orada.

Eskiden bu işleri hiç önemsemezdim.

Belki hoşlanmadığım için, belki küçümsediğim için, bilemiyorum.

Belki de çok genç olduğum için.

Acılı ya da sevinçli özel günlerden uzak durmaya çalışırdım hep.

Ama şimdi biliyorum ki, önemli olan, tam da o günlerde sevdiklerinin yanında olmak.

Bir şey yapman gerekmiyor, dikilmen yeter.

Orada olman; orada yaşanan acıya, bir şekilde ortak olmaya çalıştığını gösteriyor.

Benim sevgilim mesela, hayatımda onun kadar çok cenazeye giden adam tanımadım, bir ara her gün Teşvikiye Camii’ndeydi, ben de şaşırıyordum. Şimdi anlıyorum, üstelik hak veriyorum. Ondan öğrendiğim bir dolu şeyden biri de bu:

Orada olacaksın.

Nokta.

*

"Biliyor musun?" dedi Nálán mezarlığa giderken...

"Daha bu hafta sonu annem, şifon mu jarse mi ne bir elbise giymiş, önümüzden geçiverdi. Babam da hasta ve bitkin, yatağında yatıyor. Ama annemi öyle görünce, ’Ayteeeeen? Bu ne iç gıcıklayıcı kıyafet. Hayrola, bir yere mi gidiyoruz akşam?’ dedi.

O haliyle bile, hayatı espriyle kavrıyordu...

Allah’tan daha birkaç gün önce hepimiz birlikteydik. Maaile. Herkes ama herkes baba ocağına gelmişti, halalar, amcalar, kuzenler... Abimin 50. yaş doğumgünü vesilesiyle. Sonra hepimiz evimize döndük. Acı haber bir gün sonra geldi, şimdi yine buradayız. Yine de hepimizi son bir kez toplu halde görmüş olması, en büyük tesellim..."

*

"Tabii ki kocamla vedalaşacağım" dedi Ayten Teyze.

İzin ister gibi değil.

Durumu tebliğ etti.

"En doğal hakkım değil mi? Kocama güle güle demeyeyim mi? Son bir kez öpmeyeyim mi?"

Rıfat Amca gasilhanede...

Biraz sonra namazı kılınacak ve toprağa verilecek...

Eşi onunla helalleşmek istediğini söylüyor.

Bir sessizlik oldu.

Birileri "Dinimizce caiz değil" filan diyecek oldu. "Erkekler erkekleri görür, kadınlar kadınları..."

"Evladım, ben Kuran-ı defalarca okudum öyle bir ayet yok" dedi, yumuşak ama en kararlı haliyle...

Ayten Teyze kısa boylu bir kadın, benim gözümde oldu dev.

Düşündüm hangi sıfatla tanımlayabilirim onu diye.

Buldum:

Metanetli.

Evet, bir metanet abidesi olarak duruyordu orada.

*

Nálán en küçük.

Bir abla, iki de abi var.

Onlar da annelerinin peşine takıldı.

O zaman şunu düşünmeye başladım.

Annen mutsuzsa, sen de mutsuz oluyorsun.

Annen tedirginse, sen de tedirgin oluyorsun.

O korkuyorsa, sen de korkuyorsun.

Yaşın kaç olursa olsun, anneye göre kerteriz alıyorsun.

Ayten Teyze kararlıydı, şahaneydi, çocukları da öyle.

Ablam Kázım Abi’nin peşinden, ben de Nálán’ın peşinden girdik gasilhaneye, biz de dahil olduk törene.

Bembeyaz kefenin içinde yatıyordu Rıfat Amca.

Anne hiçbir çocuğunu zorlamadı, "Benimle gelin" filan demedi.

Ama hepsi içeride, babalarının ellerini öptüler, "Güle güle babacığım" dediler.

Gerçekten bir yoluculuğa çıkıyormuş gibi.

Aytoş ise, son bir kez sarıldı kocasına, onu boynundan, alnından öptü.

*

Ben size bir şey söyleyeyim mi?

Hayatımda gördüğüm en unutulmaz karelerden biriydi.

Ürkütücü değildi, korkunç değildi.

Doğru sıfat, doğal.

Gerçekten de, gördüğüm en doğal, en müthiş vedalaşmaydı.

Ölülerden korkmak gereksiz, bunu anladım.

Çıkarken Ayten Teyze, "Allah gecinden versin ama zamanı gelince sen de kimseyi dinleme, babanla vedalaş kızım" dedi.

Tamam Ayten Teyze, yapacağım.

*

Benim için gasilhanedeki o vedalaşma bir kitabın sonu gibiydi...

"Bitti" yazısını görmek...

Bir filmin sonunda "The End" ibaresini izlemek...

Güzel mezarında rahat ve huzurlu uyu Rıfat Amca.

Çemen

Aklıma geldi anlatmam lazım....
Şimdi oğlan ilk doğduğunda feci sarılık oldu, 20 sınırında hastaneye yatması gerekirken bizimki 18.7lere geldi... 3 saatte bir hastanelere taşındım durdum emzirmek için.... Dediler biluribin mama ile ancak barsaklardan atılır, anne sütü emdiriyor tekrardan. Keseceksin sütü basacaksın mamayı.. Ben iki gözüm iki çeşme... Yeterki mama vermemeyeyim ama olmadı.. düşmedi bir türlü meret biluribin. Anne sütü miktarını azalttılar. (aman diyim siz siz olun kanmayın doktorlara... bu bebek sarılığı denen şey her ahvalde bitiyor... Yani anne sütü alsa da almasa da, anne sütü ile biraz daha geç atılıyor sadece ) Ben emzirmediğim aralarda hoşman yapıyorum ama (bunu da anlatacağım) süt gittikçe azaldı gittikçe azaldı.. Sonra arkadaşım Gülten(onu da ayrıca anlatacağım) duymuş bir başka anne söylemiş- more milk plus diye bir extract var. Süt miktarını arttırıyor.  Ben hemen tuttum organik marketin yolunu. Aldım malzemeyi. Günde 4 defa alınıyor. ( http://www.motherlove.com/product_more_milk_plus.php ) başladım içmeye. İçinde bir dolu tanıkık bitkinin özleri var. Ben bunu içip duruyorum...
O esnada da yeni doğum yapmışım hormonlarda bir dolu değişiklikler... Ben bu arada ne terleyen ne de kokan bir insanımdır. Doğum sonrası hormonlar ile bir terliyorum bir de garip kokuyorum. Günde 3 kere banyo yapıyoum. İşin komiği pastırma pastırma kokuyorum. Allahım diyorum sen nelere kadirsin. Ne hormonmuş bu be...
Ayşin'e soruyorum o da diyor evet evet hormonlar...
Gel zaman git zaman ben merak ediyorum acaba ne içiyorum diye... İçinde rezene var, anason var... Bir dolu bildiğim sebzeller ama bir tane var fenue greek ti sanırım tam hatırlamadım şimdi bilmiyorum ne. Ama fennel rezene olduğu için bu da onun bişisi heralde diye düşünüyorum- yabani rezene falan! Girdim hazreti google'a a aaaa bir de ne göreyim çemen otu!!!!
Anladım tabi benim hormon fantazimin aslında içtiğim şeyden olduğunu..
Tr ye gelene kadar bırakmadım... İç babam iç... Kesinlikle süt miktarında farklılıklar oluyor. Ama bu esnada ben deliler gibi elma suyu içiyor ve çatur çutur rezene yiyordum...
Çevrenizde her kim var ise süt miktarında düşüş olan bunu önerin.. Tr de Humana'nın STIL TEE si var. Almanca süt çayı demekmiş. O da işe yarıyor. Bu extractlerin içinde tozu olan bir çay..
Ama aslında bu süt olayı tamamen psikolojik ve emzirme sıklığına bağlı.. (buna da bir ara değineceğim.. )
Emzirenler bolbol su için... Diğer tatlılar şerbetler vs. ler direk kilonuza yardım ediyor...
 
March 17

Alpha Dog

Filmin konusu FBI in yakalayamadığı en genç uyuşturucu pazarlayıcısının bir şeyi. Ama film bir dolu genç çocuk dolu, hangisi kim, hangisi arkadaş hangisi kardeş, Bruce Willis nereye gitti, Sharon Stone neden oynadı bu filmde gibi bir dolu sorum var.
Bilen seyreden seven varsa söylesin.... Zaten Justin Timberlake oynayınca anlamıştım ne kadar tırt olduğunu filmin ama 57. dakikada hala bir şey anlamış değiliz...
Kısmet bu gece böyle tü kaka filmeymiş...
Ben hala Babam ve Oğlum ve Kraliçe'yi seyretmeyip bunu seyrediyor oluşumuzu anlamadım ya... Hadi bakalım :S
 

Eskiden...

The Pursuit of Happyness i seyrettik az önce.... Bir babanın yaşam savaşı. Demiyorlar ama her şeyi oğlu için yapıyor... Azim olayı.
Eskinden bebekli çocuklu şeyleri seyrettiğimde hiç böyle cızlamazdı içim... Oğlanın oyuncağı düştü otobüse yetişirken, içimden iç kopardılar... Ebeveyn olayı böyle bir şey olsa gerek...
 
There are no photo albums.
Counter|true|