More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  borcanPhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

May 19

Hoşman

Sevgili hayat koçumuz Alimizin annesi Ayşin'den öğrendiğimiz üzere süt sağma pompası çalışırken hoşman hoşman hoşman diye ses çıkarıyor. Hoşman aşağı hoşman yukarı süt sağmanın adı hoşman kaldı. Öyleki benim çevremdeki bir sürü arkadaşım bilir .... Yavaş yavaş literatüre geçecek diye umuyorum hatta, rica etsem ekşisözlük yazarı arkadaşlarımdan bir tanesi sözlüğe geçse diye düşünüyorum...
Hoşman ile ilgili 2 anektodumu anlatacağım:
1. Annem rahatsızdı, MRI çekilmesi için götürdüm. O MRI çekilirken bende boş bir oda bulup hemen hoşman yapayım bari dedim. Odayı içeriden kilitledim ama kamara tarzı kapıda yuvarlak cam var. Ben arkam cama dönük hoşman yaptıktan sonra tam malzemeleri topluyordum ki annem kapıyı tıklattı. Neyse açtım annem dedi adam napıyor kızınız diye sormuş annem de hoşman diyince adam kaçıvermiş. Neyse yarım saat falan annemin raporunu bekledik. Aldık çıktık arabaya bindik bi 10 dakika sonra bana dank etti.
-Anne sen ne dedin adama?
-hoşman yapıyor dedim.
-Yani ne dedin?
-E hoşman dedim.
-e anne hoşman ne demek?
- e hoşman işte!
- e anne adam nerden bilsin hoşmanı?
- e o hoşman demek o değil mi?
demezmi!!! Annem onu gerçekten kelime sanıyormuş. Boyle hoşman ı nasıl oluyorsa bir inek ile bağlantılı olarak sağma operasyonu gibi bişiler düşünmüş...
Tabii annemin böyle bişi yaptığına mı gülelim, adam ne diyor bu kadın manyak mı bunlar, diye düşünmesine mi bilemedik...
 
Başka bir hikaye de benim neredeyse kolleksiyon yapıyor şekilde hoşman makinesi sahibi olmamdan kaynaklanan ilginç bir sonuç.
Amerikalı bir arkadaşım var Kate. 2 aylık oğlu var. Fazla pompalarımdan bir tanesini ona verdim. Geçen aramızda şöyle ilginç bir konuşma geçti.
- deli olduğumu düşüneceksen lütfen söyle ama bazen pompanın sana bir şeyler söylediğini sen de duyuyormusun?
- aa bacım ayıp ettin, hoşman diyor elbette, hatta eğer kibar bir pompa ise hoşmen de diyebilir dedim...
Hoşman terminolojisine bir kişi daha ekledik yani...
Sizde yayın çevrenize onlarda dinlesinler duyacaklar.
HOŞMAN HOŞMAN HOŞMAN  
April 01

Barda & Babam ve Oğlum

2 film izledik bu gece.. 2 yerli 2 yabancı arasından Trükleri seyrettik. Malum TÜrk sineması full force aldı başını gidiyor...
İlki Barda... Aman Tanrım. Fight club yapalım demişler olmamış, basalım küfürü basalım küfürü seyretsinler demişler heralde.. Başı böyle ilginç başlıyor. Gençlik barda takılıyor sonrası Aliye deki uyuz doktor vardı ya işte o çocuk bir manyak bir manyak kim varsa öldürüyor kesiyor jiletliyor öldürene kadar dövüyor... Gıcık bir film seyretmeyin..
Diğerine zaten söylenecek söz yok.. Kısmet bugüneymiş. Miami'deyken hep Aysinle bir gün oturalım seyredelşim diyorduk kısmet olmadı. Ama o hormonlarla da kaldırılacak film değilmiş... Hani herkes ağlayarak seyretmiş ya.. Ben nasıl hazırım ağlamaya filmde daha müzik çalıyor ben hüngürt şarkırt. Ara ara ağlanıla.... Fık fık burunlu bir aile olarak seyrettik filmi..  Kesinlikle ebeveyn olunca daha farklı her şey.. Seyredile..
March 30

Hükümsüzdür

Gözünden akan yaşın tek damlasına kurban olurum diye düşünen kocamı kaybettim.
Hükümsüzdür.
March 24

Ayşe Arman'dan....

Hayatımda gördüğüm en müthiş vedalaşmaydı


Mezarlığın güzeli olur mu demeyin. Oluyor.

Bu da onlardan biri.

Güzel mezarlık.

İnsanın içine kasvet çökmüyor, tam tersine huzur hissediyorsun.

Çünkü göz alabildiğine yeşil, apartmanların ya da caddelerin arasında sıkışmış bir yer değil, espas var, ferahlık var, ölüler sanki daha geniş geniş yatıyor.

Palmiyeli bir yoldan ulaşılıyor.

Adana’nın biraz dışında.

Şimdi "biraz."

Ben küçükken, "Oralarda çocuk kesiyorlar" denirdi, o kadar uzaktı.

Ama Adana büyüdü, mezarlığın bulunduğu Kabasakal semtini de, içine aldı.

*

Rıfat Amca da, sağlığında, kendi mezarını, ev alır gibi heyecanla alıyor.

Karısı Ayten Teyze de, "Çok iyi yaptın Rıfat. Rahat uyuruz burada. Baksana, püfür püfür esiyor" diyor.

Rıfat Amca hızını alamıyor, bütün aileyi satın aldığı mezarın başına toplayıp gösteriyor.

Hatta, önünde hatıra fotoğrafı çektiriyor.

Yüzünde muzip bir ifadeyle, bir şekilde hayatla, ölümle ve kendisiyle dalgasını geçiyor.

*

Bunlar hiper-realistler.

Çok seviyorum bu tür insanları.

"Dağlara taşlara, ulu ulu ağaçlara..." denilen konular vardır ya, konuşmak istemeyiz, hatta adını bile anmak istemeyiz, yeri değildir, zamanı değildir, "Şimdi manası var mıdır, ölümden bahsetmenin, mezarlıklardan filan söz etmenin..."

Hiper-realistlere vız gelir tırıs gider bunlar, bodoslama bu konulara dalarlar.

Çünkü onlara göre, "E ne var bunda?" türünden laflardır.

"Beni hiç ilgilendirmiyor ben öldükten sonra ne olduğu" türündeki anlayışın da, karşısında dururlar.

Dünyanın en tabii şeyi gibi gidip satın alırlar mezarlarını; yetmez, yerlerinin güzelliğiyle övünürler, amaç duruma hakim olmak ve ölümden sonra aile efradının hayatını kolaylaştırmaktır.

Bu, onların içini rahatlatır.

Benim dedem de öyleydi, Allah rahmet eylesin, bir ölmesi kalmıştı, son yolculuğa çıkmadan her şeyini planlamıştı.

Rıfat Apa da öyle yapmış.

*

Benim en yakın arkadaşımın babası.

Aynı zamanda ablamın kayınpederi.

Ben Nálán’ı kolluyorum.

Kolunu tutuyorum, çaktırmadan arkasında duruyorum, peşinden ayrılmıyorum.

Yalnız değilim, Nálán’ın İstanbul’dan hatta Antalya’dan arkadaşları da orada.

Eskiden bu işleri hiç önemsemezdim.

Belki hoşlanmadığım için, belki küçümsediğim için, bilemiyorum.

Belki de çok genç olduğum için.

Acılı ya da sevinçli özel günlerden uzak durmaya çalışırdım hep.

Ama şimdi biliyorum ki, önemli olan, tam da o günlerde sevdiklerinin yanında olmak.

Bir şey yapman gerekmiyor, dikilmen yeter.

Orada olman; orada yaşanan acıya, bir şekilde ortak olmaya çalıştığını gösteriyor.

Benim sevgilim mesela, hayatımda onun kadar çok cenazeye giden adam tanımadım, bir ara her gün Teşvikiye Camii’ndeydi, ben de şaşırıyordum. Şimdi anlıyorum, üstelik hak veriyorum. Ondan öğrendiğim bir dolu şeyden biri de bu:

Orada olacaksın.

Nokta.

*

"Biliyor musun?" dedi Nálán mezarlığa giderken...

"Daha bu hafta sonu annem, şifon mu jarse mi ne bir elbise giymiş, önümüzden geçiverdi. Babam da hasta ve bitkin, yatağında yatıyor. Ama annemi öyle görünce, ’Ayteeeeen? Bu ne iç gıcıklayıcı kıyafet. Hayrola, bir yere mi gidiyoruz akşam?’ dedi.

O haliyle bile, hayatı espriyle kavrıyordu...

Allah’tan daha birkaç gün önce hepimiz birlikteydik. Maaile. Herkes ama herkes baba ocağına gelmişti, halalar, amcalar, kuzenler... Abimin 50. yaş doğumgünü vesilesiyle. Sonra hepimiz evimize döndük. Acı haber bir gün sonra geldi, şimdi yine buradayız. Yine de hepimizi son bir kez toplu halde görmüş olması, en büyük tesellim..."

*

"Tabii ki kocamla vedalaşacağım" dedi Ayten Teyze.

İzin ister gibi değil.

Durumu tebliğ etti.

"En doğal hakkım değil mi? Kocama güle güle demeyeyim mi? Son bir kez öpmeyeyim mi?"

Rıfat Amca gasilhanede...

Biraz sonra namazı kılınacak ve toprağa verilecek...

Eşi onunla helalleşmek istediğini söylüyor.

Bir sessizlik oldu.

Birileri "Dinimizce caiz değil" filan diyecek oldu. "Erkekler erkekleri görür, kadınlar kadınları..."

"Evladım, ben Kuran-ı defalarca okudum öyle bir ayet yok" dedi, yumuşak ama en kararlı haliyle...

Ayten Teyze kısa boylu bir kadın, benim gözümde oldu dev.

Düşündüm hangi sıfatla tanımlayabilirim onu diye.

Buldum:

Metanetli.

Evet, bir metanet abidesi olarak duruyordu orada.

*

Nálán en küçük.

Bir abla, iki de abi var.

Onlar da annelerinin peşine takıldı.

O zaman şunu düşünmeye başladım.

Annen mutsuzsa, sen de mutsuz oluyorsun.

Annen tedirginse, sen de tedirgin oluyorsun.

O korkuyorsa, sen de korkuyorsun.

Yaşın kaç olursa olsun, anneye göre kerteriz alıyorsun.

Ayten Teyze kararlıydı, şahaneydi, çocukları da öyle.

Ablam Kázım Abi’nin peşinden, ben de Nálán’ın peşinden girdik gasilhaneye, biz de dahil olduk törene.

Bembeyaz kefenin içinde yatıyordu Rıfat Amca.

Anne hiçbir çocuğunu zorlamadı, "Benimle gelin" filan demedi.

Ama hepsi içeride, babalarının ellerini öptüler, "Güle güle babacığım" dediler.

Gerçekten bir yoluculuğa çıkıyormuş gibi.

Aytoş ise, son bir kez sarıldı kocasına, onu boynundan, alnından öptü.

*

Ben size bir şey söyleyeyim mi?

Hayatımda gördüğüm en unutulmaz karelerden biriydi.

Ürkütücü değildi, korkunç değildi.

Doğru sıfat, doğal.

Gerçekten de, gördüğüm en doğal, en müthiş vedalaşmaydı.

Ölülerden korkmak gereksiz, bunu anladım.

Çıkarken Ayten Teyze, "Allah gecinden versin ama zamanı gelince sen de kimseyi dinleme, babanla vedalaş kızım" dedi.

Tamam Ayten Teyze, yapacağım.

*

Benim için gasilhanedeki o vedalaşma bir kitabın sonu gibiydi...

"Bitti" yazısını görmek...

Bir filmin sonunda "The End" ibaresini izlemek...

Güzel mezarında rahat ve huzurlu uyu Rıfat Amca.

Çemen

Aklıma geldi anlatmam lazım....
Şimdi oğlan ilk doğduğunda feci sarılık oldu, 20 sınırında hastaneye yatması gerekirken bizimki 18.7lere geldi... 3 saatte bir hastanelere taşındım durdum emzirmek için.... Dediler biluribin mama ile ancak barsaklardan atılır, anne sütü emdiriyor tekrardan. Keseceksin sütü basacaksın mamayı.. Ben iki gözüm iki çeşme... Yeterki mama vermemeyeyim ama olmadı.. düşmedi bir türlü meret biluribin. Anne sütü miktarını azalttılar. (aman diyim siz siz olun kanmayın doktorlara... bu bebek sarılığı denen şey her ahvalde bitiyor... Yani anne sütü alsa da almasa da, anne sütü ile biraz daha geç atılıyor sadece ) Ben emzirmediğim aralarda hoşman yapıyorum ama (bunu da anlatacağım) süt gittikçe azaldı gittikçe azaldı.. Sonra arkadaşım Gülten(onu da ayrıca anlatacağım) duymuş bir başka anne söylemiş- more milk plus diye bir extract var. Süt miktarını arttırıyor.  Ben hemen tuttum organik marketin yolunu. Aldım malzemeyi. Günde 4 defa alınıyor. ( http://www.motherlove.com/product_more_milk_plus.php ) başladım içmeye. İçinde bir dolu tanıkık bitkinin özleri var. Ben bunu içip duruyorum...
O esnada da yeni doğum yapmışım hormonlarda bir dolu değişiklikler... Ben bu arada ne terleyen ne de kokan bir insanımdır. Doğum sonrası hormonlar ile bir terliyorum bir de garip kokuyorum. Günde 3 kere banyo yapıyoum. İşin komiği pastırma pastırma kokuyorum. Allahım diyorum sen nelere kadirsin. Ne hormonmuş bu be...
Ayşin'e soruyorum o da diyor evet evet hormonlar...
Gel zaman git zaman ben merak ediyorum acaba ne içiyorum diye... İçinde rezene var, anason var... Bir dolu bildiğim sebzeller ama bir tane var fenue greek ti sanırım tam hatırlamadım şimdi bilmiyorum ne. Ama fennel rezene olduğu için bu da onun bişisi heralde diye düşünüyorum- yabani rezene falan! Girdim hazreti google'a a aaaa bir de ne göreyim çemen otu!!!!
Anladım tabi benim hormon fantazimin aslında içtiğim şeyden olduğunu..
Tr ye gelene kadar bırakmadım... İç babam iç... Kesinlikle süt miktarında farklılıklar oluyor. Ama bu esnada ben deliler gibi elma suyu içiyor ve çatur çutur rezene yiyordum...
Çevrenizde her kim var ise süt miktarında düşüş olan bunu önerin.. Tr de Humana'nın STIL TEE si var. Almanca süt çayı demekmiş. O da işe yarıyor. Bu extractlerin içinde tozu olan bir çay..
Ama aslında bu süt olayı tamamen psikolojik ve emzirme sıklığına bağlı.. (buna da bir ara değineceğim.. )
Emzirenler bolbol su için... Diğer tatlılar şerbetler vs. ler direk kilonuza yardım ediyor...
 
March 17

Alpha Dog

Filmin konusu FBI in yakalayamadığı en genç uyuşturucu pazarlayıcısının bir şeyi. Ama film bir dolu genç çocuk dolu, hangisi kim, hangisi arkadaş hangisi kardeş, Bruce Willis nereye gitti, Sharon Stone neden oynadı bu filmde gibi bir dolu sorum var.
Bilen seyreden seven varsa söylesin.... Zaten Justin Timberlake oynayınca anlamıştım ne kadar tırt olduğunu filmin ama 57. dakikada hala bir şey anlamış değiliz...
Kısmet bu gece böyle tü kaka filmeymiş...
Ben hala Babam ve Oğlum ve Kraliçe'yi seyretmeyip bunu seyrediyor oluşumuzu anlamadım ya... Hadi bakalım :S
 

Eskiden...

The Pursuit of Happyness i seyrettik az önce.... Bir babanın yaşam savaşı. Demiyorlar ama her şeyi oğlu için yapıyor... Azim olayı.
Eskinden bebekli çocuklu şeyleri seyrettiğimde hiç böyle cızlamazdı içim... Oğlanın oyuncağı düştü otobüse yetişirken, içimden iç kopardılar... Ebeveyn olayı böyle bir şey olsa gerek...
March 10

Film dedim de...

Demiştim Amerika maceralarımdan daha yazacak çok şey var diye... Film diyince komik bir enstantane geldi. Netflix diye bir dvd ci var. Netten alıyorsun. Belirli üyelikleri var. Her alışta 1 tane 2 tane 4 tane vs vs gibi... Netten ısmarlıyorsun. Evine geliyor. Bitince (geç kalma vs diye bir şey yok) zarfı var onunla ücretsiz gönderiyorsun. Öyle postaneye gitmek falan da yok, postacı eve geliyorya. Posta kutuna koyuyorsun adam gelip alıyor... Neyse ne diyecektim.
Hah film.... Annem babam ben Levent evdeyiz. Yemeğimizi yedik. Levent ballandıra ballandıra korku filmi varmış onu seyredecekmişiz. Neyse hep beraber kurulduk. Ben doğurdum doğuracağım, korku filmi neyime diye bıdırdanıyorum. Annem ben anlamıcam şimdi alt yazı var mı diye söyleniyor. Babam yazık sigarasını çabuk çabuk içip balkondan girdi. A aaa . Film bir başladı. Milattan önce çekilmiş, caponca, alt yazıları hızlı ötesi, daha önce yeni çekilmiş versiyonunu izlediğimiz Ring filminin orijinali. Bütün aile kalakaldık. İlk sahne bitti ama hepimiz paralizeyiz, ne dilinden anladık, ne yazdıklarını okuyabildik, Levent hala aynı heyecanla süper korku filmi bu diyor. Yerimizden kalkmak yasak. Ben gülmemeye çalışıyorum ama biraz daha içimde tutarsam kahkahalarımı doğuracağım. Annemle göz göze gelmemizle ikimizde patladık. Babam oradan aa ne güzel caponca film, hint sound trakli çok korkunç çok diyor... O da başladı gülmeye. Levent hala aynı ciddiyette setyredin çok korkunç dedikçe herkes yerlerde gülmekten tepinmekte... Levent hepimize küsüp çıkardı filmi... Biz bir hafta boyunca devamlı Levent e korku filmi var mı korku diyip durduk...
Sonradan fast forward modunda ikimiz seyrettik. Seyretmesem filmi geri göndereceğimiz yoktu... Yeni versiyonu eskisinin aynısı.. Yani sadece Hollywood versiyonunu çekmişler...
 
 
 

Crank

Dün bir film seyrettik kocamla... Aylar sonra sonuna kadar seyrettiğimiz ilk filmimiz. Adı Crank. Adam katil bir düşmanı ona bir iğne yapıyor atlara yapılan uyutma ilacından. Kalp atışları düşerse ölecek. Devamlı adrenalin pompalaması lazım. Film boyunca devamlı bir heyecan... Aslında filmin konusundan çok çekimler süper.. En çok sevdiğimiz bölümde Japon bir amca birşeyler diyor alt yazısında ne dediği yazıyor. Sonra aynı kamera adamın gözünden bizim katile bakıyor ama alt yazı da tersten gözüküyor.... Süperdi.. Ha birde devamlı bir telefonla konuşma durumları var filimde, ve sahne geçişlerinde ayna duvar vs ile diğer tel eden adamın 1-2 saniye önce gösterdiği karesini yansıtmış.. Ama böyle saniyelik bir geçiş ile direk dikkat edersen fark ediyorsun... Seyredilmeye değer...
 
March 09

Ali abimiz geldi memleketten....

Dün oğlumun hemşerisi , Ali abisi geldi memleketten. Bir güzel olmuş, bir tatlı olmuş, bir de abi olmuş maşallah.
Biraz uykusuzluk problemi artmış. Orhan kardeşi işşallah el verdi ona. Bende bütün gece dua ettim Orhan'ımın uykularını paylaşsınlar, ikiside huzurla uyusunlar diye...
 
March 06

Orhan'ın ilk parfümü

Meltem Teyzesi bugün Orhan'ı ziyarete geldi... Orhan' a ilk parfümünü (aftershave mi desem ) hediye etti. Kaloo marka..
Kaçın kızlar ben geliyorum diyor artık Orhan Bey....
 

Mimlendim...

Şimdi Yasemin ile konuştum. Mimlenince o kişinin sitesini yorumlayıp sizinde başkalarını mimlemeniz lazımmış... (hatta mimlendiğim yazıyı bir kez daha okuyunca bunu zaten yazdığını fark ettim!! Malesef saat 12den sonra beyin hücrelerim duruyor...)
Kendisini bloglar ötesi bildiğim sevdiğim bir dostumun sitesine ne demem gerekir ki...
Hem içini yazdığı, hem tıkladıktan sonra aa a ne güzel bişimiş bu almalı, ya da a a bak ne güzel böyle oluyormuş bu demek istiyorsunuz her blogunu okuduğunuzda...
Bazen duygusal, bazen kominik bir site... Bilhassa özel günleri hep hatırlayan önem veren Yaso, sitesinde de hep bu günleri atlamadan not ediyor...
Az daha unutuyordum.. Bir de Yaso paso gezer! Kocası Süşeyman ile tatilleri meşhurdur. Bir ararım Mevlanadalar bir ararım Anıtkabir de bir ararım konserlerde... Bunları da atlamadan not ediyor...
Sonuç olarak blogu ii bişi ama kendisi süper bir kimsedir. :D
 
Benim mimleyeceklerim :
 
 
 
 

Tam 10 ay sonra....

Aslında bir önceki blogumu yazdığımda, hani mutluluk nedir onu anlattığımda 2 aydır yatağa bağımlı bir şekilde yaşıyordum... Bebeğimiz içimde durmak istemiyordu.. O inat ben ondan inat bir ay kadar daha sadece tuvalet ihtiyacım için yerimden kalkarak en azından en sorunlu 12 bizim için 14 haftayı atlattık.... Sonrasında aynı tempo iş koşuşturmacası başladı... Bu esnada bir oğlumuz olacağını öğrendik. (ailemize bebeğimiz olacağını anneler gününde, bir oğlumuz olacağını da babalar gününde söyledik... )İsminin Orhan olacağı sözünü verdiğim halde(dedemizin adı) ben vazgeçtim... Ayrılmak ve bebeği de aldıramayacağımızı fark edip, vaz geçtim inat etmekten(tabii bu inat yaklaşık 7 ay falan sürdü!) İlk oynamasını çok sevdiğim rahmetli Fatoşumun kızının kınasında 1 kutu vişne suyu içtikten sonra adeta bir kocaman yeşil sineğin bir kutuya kapanmış vızıltısı sesi şeklinde hissettim. İlk tekme nar suyu içmem sonrasında oldu. Daha elimden bardağı bırakmamıştımki KÜÜTTT ahh diye bir bağırmışım... Levent içeriden yandım allah diye yanımda bitti.. Malum oğlan zaten zar zor tutunmuş öyle bağarınca panik yaptı... E bende ne olduğunu zaten tepkimden sonra anladım.. Sonra eğlencemiz oldu nar suyu içip oğlanı tekmeletmek...
 
Sonrasında Orhan Bey (ki ben kıvırcık saçlı bıyıklı ve elinde tespih ile doğacanına ikna idim) 26. haftada bize şaka yaparak aramıza katılmaya çalıştı... Neyse ki, Gökmen Amcası vaz geçirtti onu(canımız doktorumuz) (bilmeyenler için bebek 40 haftada full term oluyor... 26 hafta çoook erkendi!) Sonrasında da 30 haftamızda ben İncirimi kendimi ve içimde Orhanımı alıp tuttuk Florida yollarını..
Çok canım dostum Ayşin, kocası Umut, oğlu Ali bizi hiç yanlız bırakmadılar, hep evimizde hissettirdiler.... Kimsenin yapmayacağı şeyi yapıp bize kol kanat gerdiler... Hiç bir zaman onların hakkını ödeyemem... 2 ay sonrasında kocam sürpriz yapıp 5 gün önce geldi bizi yollarda Canadian Moose ile karşıladı. Sonrasında annemler geldi. O güne kadar içimden her fırsatta çıkmak isteyen oğlumuz o günden sonra ohh şişkebap çok güzel raki çok güzel misali gelmedi vakti zamanı geldiğinde...
Birkaç zorlu karar aşamasından sonra bebeğimizi sunni sancı ile normal doğumu başlatma kararı aldık. Hem çok istedim bir an önce oğlumuza kavuşmayı hem de bir sorun olursa bu şekilde kendi istemediği halde gelmesinin çok vicdan azabı duyacağımı düşünüyordum. Sonuçta 27 Kasımda kararımızı verdik. 28 Kasım akşamı kocamla Mangos Salsa Barda bütün bir gece salsa yaptık... Ne zaman doğuracaksın diyenlere yarın diyince insanların yüzlerindeki ifadeyi görmek çok eğlenceli idi.. ( ha bir başka eğlence yine ifadelerle ilgili... Ayşin ile bol bol alışverişe çıktık. Aliyi ben arabasında gezdirirken - ben karnı burnunda 8 aylık hamile ali 3 aylık bebek , insanlar bir göbeğime bir Aliye bakıyorlar Aliye çok şirin diyip kaç aylık diye soruyorlar ve 3 aylık diyince de dumur oluyorlardı.. Benim karnımın boyutuna göre evdeki hesap çarşıyı bir türlü tutmuyordu... Sonra benim değil diyince süper rahatlıyorlardı(o dönemde Britney Spiers 2. çocugunu 1 sene ara ile doğurduğu için herkes aslında peşpeşe olayına çok sıcak idi) Neyse ne diyordum.. Ha Mangos.. Neyse ertesi gün güzelce uyandık, oğlumuzun yatağını  kurduk, valizimizi hazırladık( evet acil bir durum olsa kesinlikle valizsiz gidecektim!) , 1 Orhan a bir Levent le bana... Bebeğimizin oto koltuğunu aldık, çıktık gecenin bir yarısı hastaneye yatmak için.. Önce Lincoln Road a Cigar Cafe Bara... Ben ananas suyu içtim... Sözde doğumu başlatır diye.. Hala kendi sancılarımın gelmesi konusunda umutlu idim.. Saat 1 gibi hastaneye geldik. Sıkı bir fırça yedik hemşireden 11 de orada olmamız lazımdı da diyemedik tabi bara gittik teyze kusura bakma diye..
Neyse giyindim testlerim yapıldı. Kurulduk biz otel odası gibi doğum odamıza , başladılar ilacı vermeye.. saat 6 gibi artık kasılmalar oldukça sıklaşmıştı, doktor artık epidural verilebilir dediği noktadan sonra saat 9 30 da anestezist amca geldi. Artık ben üç buçukuncu saatte ' I paid for the fuckin' epidural' diye söyleniyordum.. Hayır sancılı doğum yapacak olsaydım sancısız fikrine kendimi alıştırmazdım. Öyle yapardım. Böyle paranla madara olmak hoşuma gitmedi!! Neyse geldiler 3. denemelerinde epidurali takabildiler... Ne kadar sonra hatırlamıyorum, sancılar azaldı sadece bir pressure hissediyorum. 2 saat sonrasında tekrardan ağrı hissetmeye başladığımda doğumun yaklaştığını epidurali kestiklerini söylediler.. E ne biçim iş o zaman neden epidural yaptık diye ben bıdırdanırken dünyanın en güzel hemşiresi - hemşiremiz Tammy bir eğer doğru push edersem bir doz daha epidural vereceğini söyledi o esnadada doktorumuza gitme bir yere doğuracak bu dedi. Silvers Terry i hiç kaale almayarak tamam diyip çıktı odadan. Ben başladım push etmeye... Annem ve Levent yanımda(orada da güzel bir hikaye var ama başka bir bloga!) Doğru yapmışım bir doz daha epidurali hakkettim bileğimin gücü ile...
saat 12:25 te push etmeye başladık saat 12:45 te Tammy panik halinde don't push don't push, page Silvers diye bağırınıyordu.. Neyse geldi Silvers ve miniğimiz sımsıcak vücudu ile 12:50 de aramıza katıldı.
7 gün sonra kocam ve babam Türkiye'ye döndüler.. (sonradan öğreniyorum ki Orhan Sr. yüksek tansiyondan dolayı felç geçirmiş... Şu anda iyi maşallah konuşma yürüme... Kolda biraz sorun var o da gün geçtikçe iyilerşiyor)
Biz anneciğimle 3 hafta daha kaldık. 31 Aralık günü 13 bagaj, 1 köpek 1 bebek ile evimize geri geldik.(gelmek istedik mi diye sormayın... ağlarım)
Oğlumun 40. çıktıktan tam 8 gün sonra da işe başladım. Internet üzerinden çeviri yapıyorum. Oğlumun zamanından çok çalmıyorum. Daha çok uykumla paylaşıyor işim beni...
Bu arada İzmir 'e gittik. İncir Orhan Ben ..... Aslında İncir İzmirdeydi bir kaç haftalığına, Ecesi ona mükemmel bakmış, hafta sonları dayısı gezdirmiş.... İkinci bir Miami vakası yaşadım İzmirde... Hiç gelesimiz yoktu... Kocam Brükselden aradığında ben geldiğimde evde olursunuz heralde demiş olmasa işimiz de olmazdı açıkçası da utandım biraz ayıp olacaktı.... Neyse Mayıs ta gene gidecekmiş. Bekle bizi İzmir Nisan da geliyoruz tekrar...
Ha aslında bu bloğu Yasemin beni mimledi diye yazmaya başlamıştım. Önce den de sobelemişti de fırsat bulamamıştım..
Daha çok anlatılacak hikaye var...Kırdım şeytanın bacağını bu gece.... Devam ederim yine gün be gün...
Şimdi aslında bilsem mimlenince ne yapılması gerektiğini onu da yapacağım da Yasemin yatmıştır bu saatte, yarın sorar öğrenirim neyse icabı onu da yaparız...
Hadi size ii günneerrr
 
 
May 03

Mutluluk budur işte..

Bugün kocam horon tepti, break dans yaptı, moon walk yaptı, Tan Sağtürk yaptı, uçtu, timsah dansı yaptı.. Napmadı ki.. Çok mutlu durup durup el çırpıyo.. O mutlu ben ondan mutlu.. İiii ki varsın kocam..
May 02

Düşündüm taşındım

Düşündüm taşındım bi insan bir şeyi çok çok istiyorsa yapmalı. Hayat bu gerisi boş. İkna ettim kendimi
 

Soru

Bir insan yeni bir ev alırsa.. Kredi ödemesinde zorluk çıkmasın diye gül gibi evinden çıkarsa. Eve daha alınacak bir sürü şey varsa. Çok çok istiyor diye motorsiklet almalı mı?
Ha unutmamak lazım ki bu insan bir de scooter sahibi...
Hodri meydan kamu oyu araştırması yapıyorum.
Daha da detay varda daha diyemiyorum...
April 20

Benim de kalbim Ege de kaldı...

Hafta sonu moral depolatmak için süpriz Ece'yi görmeye gittik sülale boyu...
İstanbulda sisli puslu hava bıkrakıp İzmir de değil ılık sıcak hava ile karşılaşınca.. gecenin 1 inde halen güler yüzlü normal insanların yürüdüğünü görünce... pazar sabahı insanların gazetelerini gevreklerini alıp evlerinin yollarını tuttuklarını görünce.. yemyeşil çimenlerin üzerinde iç rahatlığı ile yüründüğünü görünce... yine kordonda herkesin bira patates yediğini görünce... kızlar donla gezip kimsenin dönüp bakmadığını görünce (bir tek biz İstanbul kıroları baktık valla bakılmıcak gibi değillerdi..) 5 saatte İstanbula varıp 4 saatte evimize gelemeyince.. Kalbimizin Ege de kaldığını hissettim...
April 18

Öncelik sıralaması

İnsanlar önceliklerini neye göre belirler? İşin mi aşkın mı hayatın mı nasıl karar verirsin?
Çok karmaşık bir olgu gibi geliyor ama aslında ne bileyim.... işin yoksa hele hele bir erkek için aile hayatını sürdürememen demek mi?  ama sağlık söz konusu olduğunda  önce iş mi gelmeli? İşin yoksa sağlık için ödemeler bile yapılamaz mı yoksa? Yoksa duygusal önemli anlarda iş son planda mı olmalı.. Herşey kimin için?
Efkarlandım birden.. Düşündüm düşündüm bulamadım yazmak istedim kelimeleri aradım onları da bulamadım... Saat 9 hala neden ofisteyim...
 
March 18

HOSTEL

Aman tanrım! Az önce sinemadan geldik. Hostel a gitme gafletinde bulunmuş bir çift olarak ilk defa bir filmden end credits okumadan çıktım, hatta ışıkların açılmasını bile beklemeden tüm sinema halkı kendini dışarı attı..
Berbattı diyemiyorum süperdi diyemiyorum.. Öyle de garip bişidi işte..
Filmi ben hiç duymadan gittim. Kocam korku filmi diyip durdu. İlk yarıda iki gergin müzik dışında softest porno vari bir mizansen hakimdi. Ben itinayla bunun korku filmi olmadığını söyledim. Arada bana afişi gösterdi yılların en korkuncu gibi bir şeyler yazıyordu... Neyse amanin 2. yarı başladı. Yer gök ortalık kan revan. Kanı geç cani cani bir takım matkaplı, makaslı durumlar...
Çok çok ilginç bir film... Görülmeye değer ama kesin sinemada o karanlık aman ayıp olur bağırmıyım ortamında seyredilmeli... ( haa aslında olay şudur ki-  herkes o kadar ööö ıııgghhh amanin naraları attıki, onun için birbirine rezil olmadan ışıklar yanmadan kaçtılar... )
Seyredenler seyretmeyenlere anlatmasın herkeş seyretsin....
March 16

Düdüklü tencere faciası!

32 sene sonra kendi kendime bir düdüklü tencerede yemek yapiim dedim. Kuşbaşı etli bezelye.. Evet evet her duyan bezelye mi düdüklü de mi oldu.. En kolay pişen yemekmiş meğersem. Allahtan ben kuşbaşısından yırttım. Verilen direktifler doğrultusunda eti önceden pişirdim. 25 dak dediler suvanla kavurdum sonra suyunu koydum pişti. Bu o 250 mulyonluklardan değil bildiğimiz eski cinsten tencere. Haliyle açmadan düdüğünü fıslamak lazım. Hatırlıyorum annem su falan fışkırtırdı neyse düdüğü yavaş yavaş kaldırdım tıslamadı dedim bi kıllık var. Açınca bir de ne göriimm benim etler olmuş kömür.. Ya aslında mantığım şuydu.. Sımsıkısıkı kapatmıyor muyuz bu tencerenin ağzını .. Demek ki az su ile pişse de olur.. Yani suyunu çekmicekti... sözde...
Çekti tabii ki yandı. Neyse allahtan 25 dakikadan bahsediyoruz. Ben bir tur daha acilen et çözdürdüm. Heman koydum tencereye ... Bu sefer et çorbası halinde ve 20 dak.. Kaynayınca düdüğünü indiriyorsunuz, bittikten sonra su fışkırtıyorsunuz ama düdüğe gelmiyor.. :D
Sonra madem bezenye(!) en çabuk pişendenmiş koca tencerede devam ettim ağzı açık pişirdim..
Pişti..
Yanına pilan da yaptım...
Oh oh yemede yanında yat oldu..
Yatmadık tabe afiyetle yedik gecenin bir yarısında.. Düdüksüz yapmakla aynıya geldi..
Olsun heyecan yaptık..